Uğur Mumcu’nun Ajandası

Meslek hayatımın ilk yıllarıydı. Belge inceleme asistanı olarak Kriminal Laboratuvarda çalışıyordum. İncelenmek üzere gelen hemen hemen her işi bütün asistanlar görür ve bir ön incelemeden geçirirdi. Ama asıl sorumluluk o dosyanın asistanı ve uzmanındaydı tabii ki. Ancak uzmanlarımız, tecrübe kazanmamız açısından incelenmek üzere gelen her dosyayı görmemizi isterlerdi.

Günlerden bir gün, 1999 veya 2000’li yılların başıydı sanırım. “İncelenmek üzere Uğur Mumcu’nun ajandası geldi,” dediler.

Uğur Mumcu yıllar önce bir suikasta kurban gitmişti. Ajandasını gönderdiklerine göre, muhtemel faillerle ilgili bir ipucu aranıyordu. Ajanda içerisindeki bütün yazıları inceleyecek, belki de Uğur Mumcu’nun eski mukayese yazılarıyla karşılaştıracaktık.

Ajandayı, şubemizde çalışan herkes gibi ben de inceleyecektim. Geniş zaman ayırabileceğim boş bir vakit seçtim ve ajandayı incelemeye başladım.

İlk izlenimlerime göre ajanda düzenli kullanılmamıştı. Mesela ilk sayfada bazı karalamalar var, sonraki sayfalar hiç kullanılmamış gibi, sonra bir bakıyorsun 10 sayfa sonra bir şeyler daha var şeklinde gidiyordu. Uğur Mumcu’nun ajandayı çok düzensiz kullandığını düşünmüştüm.

Yazıları da pek okunaklı görünmüyordu. Doktor yazısı gibi bile değildi. “Demek ki hızlı hızlı yazmış, karalama gibi olmuş. Detaylı incelersem neler yazdığını bulurum,” diye düşünmüştüm.

Ajandanın bütün sayfalarını tek tek ve defalarca inceledim. Mikroskop ve belge inceleme cihazı dahi kullandım incelerken.

Fakat bırakın bir cümleyi, anlamlı tek kelime dahi çıkaramadım.

Sonra, belki gözle görünmeyen, özel ışıklar (UV ışık, IR ışık, yatay ışık gibi) altında görülebilen yazılar olması ihtimaline binaen, tüm sayfaları teker teker bu ışıklar altında inceledim.

Onlarca sayfasında karalamalar olmasına rağmen, okunaklı, anlamlı olan tek bir kelime dahi bulamadım.

O zamanlar bunu yazının çok okunaksız yazılmış olmasına bağlıyordum. Fakat sonradan düşündüğümde, aslında ajandada hiçbir şey yazmıyordu!


Posted

in

by

Tags: